1945 Sivas Şarkışla Gümüştepe doğumlu;
1968 Konya İlahiyat Fakültesi mezunu;
Belçika, Hollanda, İsveç'de görevlerde bulundu;
Piyes, şiir, resimli çocuk kitapları dahil irili ufaklı yetmişe yakın basılı eseri vardır;
Diyanet İşleri Başkanlığı, Dini Yayınlar Dairesi Eski Başkanı, Emekli.

 

 

ESERLERİM

AFFET BENİ ANNECİĞİM

OKUYUCU MEKTUPLARI

 

 

 

Kabirden Mektup

       Canım Anneciğim,

Hani başucumda toplanmış, telaş içinde feryad u figan ile gözyaşı döküyordunuz ya

işte o anda dünyada iken hiç görmediğim, tanımadığım varlıklar geldi yanıma.

Meğer onlar Melekmiş. Azrail ve diğer görevli melekler... 

O esnada bir şey daha oldu. Bana Ahirette ebedi kalacağım yer gösterildi. Ceza yeriymiş orası. Her şeyi anladım. İhmalimi de hatalarımı da... Ve çok korktum anne... Bir ürperti sardı bedenimi. Öyle bir sıkıntıya girdim ki sizleri de tanıyamaz oldum. Azrail’e baktıkça korkumun şiddeti arttı. Çok heybetliydi… Pişman olmuştum dünyadaki gafletime. O sırada Allahu Teala’dan salih ameller işleyebilmek için ölümümü geciktirmesini ve beni tekrar dünyaya göndermesini istedim. Ama vakit çok geçti. İsteğim kabul edilmedi. Tabii bunlardan sizin haberiniz olmadı. Nasıl acı çektiğimi hissedemediniz. Öyle ya ne bilecektiniz. Benim gibi Azrail’i bütün dehşetiyle görmediniz ki. Hani dünyada iken Sekerât-i Mevt diyorlardı ya ne kadar zormuş. O anki acıyı anlatmak mümkün değil.O gün gelipte Azraille karşılaşanlar bilir ancak. Yani tadınca bilinir ana…

Gerçekten Peygamberimiz (sav) in “Allah’ım! Sekerât-ı mevtte ölüm zahmeti ve

baygınlığımda bana yardım et.” diye dua ettiğini söylerdi hocalar da sanki

kulağımın birinden girer nefsime hiç etki yapmadan diğerinden çıkardı. Ne kadar

doğru imiş. Yani anlayacağın anacığım o ölüm anı kasabın elinde derisi soyulan

koyunun düştüğü an gibi bir hal. Izdırab dolu bir an. Çok ama çok zor. Ve çok

korkutucu. Bu korkunç manzara karşısında biliyor musun ruhum bedenimden çıkmak

istemedi ana, parçalara ayrıldı kaçışıp duruyordu bedenimde. Ruhum çıkmamakta

direndikçe melekler de bana azap ettiler. İşte böylece daha ruhum çıkmadan kabir

azabı başlamıştı. Nihayet ruhum bedenimi terk etti de bende bu azaptan kurtuldum. Hep düşündüm durdum anne. 
Acaba bu kadar cezayı hak edecek ne yaptım?

Fakat sonradan anladım bu cezanın sebebini. Meğer bunlar dünyada işlediğim kötü

amellerin sonucuymuş. Azrail’in yanında iki melek daha vardı biri rahmet diğeri de azap meleğiymiş. 
Ölen iyi kimse ise Azrail aldığı ruhu rahmet meleğine kötü kimse ise azap meleğine verirmiş. 
Allah’ın emri böyle imiş. Bir yığın azaptan sonra Azrail ruhumu aldı ve azap meleğine teslim etti. 

O zaman daha önce gösterilen Ahirette’ki yerimin ne kadar kötü olduğunu daha iyi anladım. Zaten

ruhum alınacağı sırada bir kuş gibi göğsümün en üst tarafına, köprücük kemiğime

fırlamıştı. O zaman meleklerin konuşmalarında her şey belli olmuştu. Çünkü, bunu

kim tedavi edecek? diye birbirini soruyorlardı. O anı ve sıkıntıları anlatmak

imkansız anacığım. Ayaklarım birbirine dolaştı melekleri görünce. Belki siz de

fark ettiniz ayaklarımdan kanın çekildiğini ve bembeyaz buz gibi olduğunu.

 

İşte böyle anne… Benim dünyadan getirdiğim kötü amellerim dolayısıyla melekler ruhumu bedenimden zorla almak durumunda kalmışlardı. Bunlar Nâziât melekleri imiş. Eğer amellerim iyi olsaydı, yani sâlih amel sahibi olsaydım o zaman neşeli ve kolaylaştırıcı Nâşitât melekleri ruhumu alacakmış. Ve bana Allah’ın selamını sunup selam sana ey Allah’ın Veli kulu, muhakkak ki Allahu Teala sana selam gönderiyor diyecekmiş.

Nerdeee! Gafletimin acısını çektim işte böylece anne. Ve şayet Azrail geldiğinde

abdestli olsaydım birileri de yanımda Kur’an okusaydı ve salih amellerimde çok

olsaydı, o kadar acıyı çekmeyecektim biliyor musun? Ölümüm daha kolay olacaktı.

Yahut orada bulunanlardan Allah’ın sevdiği bir dostun benim için Azrail’e

“Ey Azrail, arkadaşıma acı, ona yumuşak davran. Çünkü o müminlerdendir” dese ve

böylece dua etseydi yine o kadar acı çekmeyecektim biliyor musun? Doğrusu Azrail

gelirken zaten heybetinden korkmuştum. Zira daha ruhumu almadan onu korkunç

şekliyle gördüm.Keşke gözlerim kör olsaydı da onun korkutucu şeklini görmeseydim. Ama öyle değil. Gözlerim kör de olsa yine de onu görürmüşüm. Dünyada iken kör olup olmamak fark etmezmiş.. herkes ölüm anında ruhu daha çıkmadan onu

mutlaka görürmüş. Bilmem ki canım anneciğim. Benim ölüm anında boğazımın

sıkılarak hırıltılar çıkardığını, yüzümün renginin değişip siyaha yakın bir hal

aldığını ve ağzımın köpürdüğünü görebildin mi? Zannetmiyorum. O kadar çok

feryad u figan içindeydin ve o kadar gözyaşı döküyordun ki bunları fark etmen

mümkün olamazdı o anda...

… işte böyle devam ediyor KABİR’DEN MEKTUP, ancak mektuba esas teşkil eden dip notlarıyla okunması tavsiye edilir...

 

 

                                                                                    

 

 

Telefon : 0216 386 01 18
E-Mail : abdullahsevinc@hotmail.com